Kategoriler
Söyleşi

Çağın Ötesinde, Çağa Işık Tutan Bir Şair: Ataol Behramoğlu – Emre BİRHAN

Ataol Behramoğlu… Şair, yazar, çevirmen, eğitimci… İstanbul beyefendisi tanımına uyan ender insanlardan… Üstelik; sanki onlarca şiiri, denemeyi, çeviriyi başkası yazmışçasına mütevazi… Haluk Levent’ten dinlediğimiz şarkıda geçen “Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim” dizesinin ve en az onun kadar etkili binlercesinin sahibi… Kendi kitaplarının yanı sıra Türk şiir tarihine ışık tutan bir de şiir antolojisi de bulunan aydın yazar… Onun yaşadıklarından ve yazdıklarından öğreneceğimiz çok şey var…

– Türk şiirini ve tarihsel devinimini nasıl yorumluyorsunuz?

A.B: Türk şiiri genel itibariyle lirik bir şiirdir. Bunun yanı sıra Türk şiirinin bütün dünya şiirlerinden çok önemli bir farkı var; Türk halk şiirinin çok uzun yıllar boyunca kent şiirinden bağımsız olarak varlığını sürdürmesi ve bu nedenle de dünyada çok az örneği görülen çok büyük şairler yetiştirmiş olmasıdır. 13. Yüzyılda Yunus Emre’lerden başlayarak 17, 18, 19 ve hatta 20. Yüzyılda yetişen şairlerimiz, Türk şiirinin temsilcisi ve gururu olmuşlardır. 19. Yüzyıl öncesinde “Türk Halk Şiiri” ve “Divan Şiiri” olmak üzere iki büyük kanalda yürüyen Türk şiiri, 19. Yüzyılda divan şiirinin batı şiiriyle karşılaşması sonucu “Batı etkisinde Türk şiiri” olarak anılmaktadır. 20. Yüzyılda ise Yahya Kemal’den, Tevfik Fikret’ten başlayarak Nazım Hikmet’le evrensel boyutlara taşınmıştır.

Emre Birhan ve Ataol Behramoğlu

– Türk şiirleri ve şairleri üzerine ciddi çalışmalarınız var. Şairlerin hayatlarını ve eserlerini en iyi bilen insanlardan birisiniz. Bu şairler arasında sizi en çok etkileyen şair hangi şairimizdi?

A.B: Tabii bu bir süreç. Yaşamımın her döneminde, o anın koşulları kapsamında beni etkileyen birçok şair olmuştur. Örneğin lise yıllarında beni en çok etkileyen şairler hece şairlerimizdir. Ömer Bedrettin Uşaklı, Kemalettin Kamu ve Necip Fazıl gibi şairler benim şiir algımı oldukça derinden etkilemişlerdir. Sonrasında Orhan Veli şiiriyle tanıştım ve çok sevdim; çünkü Türkçe’nin en damıtılmış, dilinin kendiliğinden şiir olduğu şiir dili olan bir şairdir Orhan Veli. Atilla İlhan gelir ardından. Sonra tabii Nazım’ı tanıdım; hem lirik, hem de epik şiirleriyle beni çok etkilemiştir. Tabii Cahit Külebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Sıtkı Tarancı gibi birçok şair sayabilirim. Bu şairlerin hepsi benim etkilendiğim ve şiire olan sevgimi körükleyen şairlerdir. Tabi, kendisiyle de tanışma şansına eriştiğim Turgut Uyar benim için çok özeldir. Keza Ahmed Arif de öyle. Birçok değerli şairimiz var. Bu saydığım ve sayamadığım pek çok şair halen sevdiğim ve Türk şiirinin mihenk taşı olan şairlerdir. Bugün tabii sevdiğim şairler olarak değil de sevdiğim şiirler olarak bakıyorum ben bu meseleye.

– Peki üstadım, başköşe şiiri olarak sayabileceğiniz şiirler var mıdır sizin için?

A.B: Mesela Nazım Hikmet’in “Karanlıkta Kar Yağıyor” şiirindeki lirizm benim için çok etkileyicidir. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Kızıl Irmak Kıyılarında” ya da “Ağır Hasta” şiirlerini sayabilirim. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Herşey Yerli Yerinde” şiiri çok özeldir. Aklıma ilk gelenler bunlar.

– Şiire şu anda, mevcut gençlik tarafından yeterince ilgi gösterildiğini düşünüyor musunuz?

A.B: Şiir dediğimiz olgu insan var oldukça ve insanın kimliği, özü tamamen değişmedikçe varlığını sürdürecektir. Çünkü şiir günlük dilde yetersiz kaldığımız yerlerde, dile getirmek istediğimiz şeyleri ifade etme olanağının en yüksek olduğu bir yaratı türüdür. Bu açıdan her zaman şiire ilgi olacaktır. Ama şiir zordur. Kolay gibi görünen zor bir sanat türüdür. Şu anda insanların zorluktan kaçtığı bir dönemden geçiyoruz. Tüketim toplumunda şiire ilgi haliyle azalmıştır. Ama biraz kurcaladığınız zaman şiire duyulan o özlem hemen her insanda kendini gösterir.

– Peki hocam bizim gibi sanata ilgi duyan gençlere, okur olsun yazar olsun, hem kendilerini geliştirmeleri hem de edebiyat bilinciyle tekrardan aşılanabilmeleri için ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

A.B: Ben kendimi yazar olmaktan daha çok okur olarak ifade ederim. Benim için bitmeyen bir tutkudur okumak. Dolayısıyla, her şeyden evvel bol bol okumak, öğrenmek, görmek, izlemek, düşünmek gereklidir. Gençlere de, özellikle yazmayı düşünenlere, yazmadan evvel okumayı hem de çok okumayı tavsiye ediyorum.

– Bizler de SİN dergisinin genç yazarları olarak şiirler yazmaya ve bu yolda kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. İyi bir şiir sizce kendini nasıl belli eder? Bir şiire “iyi şiir” diyebilmek için kriterleriniz nelerdir?

A.B: Basmakalıp olmayan şeyler hemen göze çarpar. Bu sözcük seçiminden belli olur. İmge dediğimiz olgunun kullanılma biçimi ve derecesinden belli olur. Temalar da bunu belli eder. Pek çok unsur vardır ama hemen anlarsın iyi şiiri. Tabii bir de duygu uyandırması gerekir. Bu koşullar sağlandığı zaman “burada iyi bir şey var, özgün bir şey var” düşünceleri hemen beliriverir akılda.

– Son olarak da güncel bir soru sormak istiyorum: Günümüzde hem siyasi hem de sosyolojik nedenlerden ötürü Türk edebiyatında şiire verilen önem az önce de konuştuğumuz gibi azalmış durumda. Ama ilginçtir ki basılan kitap sayısında da ciddi bir artış var. Bu hususta, eserlerin niteliği anlamında ciddi bir gerileme yaşadığımıza dair görüş bildiren büyük bir kesim var. Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Gerçekten de üretilen eserlerin niteliği azaldı mı sizce?

A.B: Şiir de her şey gibi, hatta bazen daha fazla bir eğitim işidir. Nasıl durup dururken fizikçi, matematikçi, sinemacı olunamadığı gibi şair de olunamaz. Önce öğrenmek gerekir. Yetenekle bir şeyler yaparsın ama esas olan öğrenmektir. Anne kucağından iner inmez çocuğun şiire ilişkin duygular edinmesi gerekir. Sanat eğitimle gelişir. Eğitimden sonra zaten var olan yetenek kendine bir yol bulur ve akar gider. Benim görebildiğim kadarıyla da sanat eğitimi, tabii ki şiir ve edebiyat da buna dahildir, konusunda büyük bir zaaf ve sistemsizlik olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de eğitimsiz yazarlar, sanatçılar yetiştiği için eserlerin niteliğinde de azalmalar meydana geliyor haliyle.

– Peki geleceğe dair umutlu musunuz? Yeni ve iyi şairler, yazarlar yetişecek mi sizce? Yoksa bulunduğu konumdan daha da mı geriye gidecek bu durum?

A.B: Buradaki umudum ülkenin durumuyla alakalıdır. Ülke geriye giderse edebiyat da geriye gider. Ülkede işler yolunda giderse de her şey gibi sanatta ve özellikle edebiyatta da olumlu gelişmeler yaşanacaktır.

Çağın Ötesinde, Çağa Işık Tutan Bir Şair: Ataol Behramoğlu, Emre BİRHAN
#sin, 2, 2017.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.